• BIST 104.452
  • Altın 145,974
  • Dolar 3,5123
  • Euro 4,1810
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 33 °C

Türk markalı milli savaş uçağı projemizin tasarım aşamasına geçmiş bulunuyoruz.

Türk markalı milli savaş uçağı projemizin tasarım aşamasına geçmiş bulunuyoruz.
Başbakan Davutoğlu, "Bazıları Paris yürüyüşünde bulunmamızı sorguluyor, meydanı onlara bırakmayız, insanlık neredeyse biz orada olacağız" dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Terörün herhangi bir şekilde İslam'la veya herhangi bir dinle yan yana anılmasına kesinlikle izin vermeyeceğiz. Dünyada böyle bir insanlık suçu işleyen ve en fazla da İslam'a zarar veren böyle  bir terör eyleminin 'İslam terörü' diye adlandırılmasına hiçbir yerde müsaade etmeyeceğiz" dedi.

Davutoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, geçen haftanın en önemli olayının Paris'te yaşanan terör olayı olduğunu belirterek, Pazar günü Paris'te teröre karşı Fransız halkıyla dayanışma mitingine, yürüyüşüne katıldıklarını anımsattı.

Bunun bir çok açıdan önemli olduğunu ifade eden Davutoğlu,  şunları söyledi:

"Avrupa'dan ve dünyadan çok sayıda liderle birlikte teröre karşı sesimizi yükselttik. Türkiye'nin Başbakan düzeyinde katılımının 3 açıdan önemli olduğu kanaatindeyim. Verdiğimiz küresel mesaj, Avrupa kıtasına verdiğimiz mesaj, Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımıza ve bütün Müslümanlara verdiğimiz mesaj. Küresel mesajımız şuydu; terör nerede olursa olsun kim tarafından yapılmış olursa olsun bizim için bir insanlık suçudur ve teröre karşı her yerde her zaman sesimizi yükseltmeye, dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz. Terörün herhangi bir şekilde İslam'la veya herhangi bir dinle yan yana anılmasına kesinlikle izin vermeyeceğiz. Dün Almanya'da Sayın Merkel ile yaptığımız basın toplantısında da söylediğim gibi nasıl Norveç'te terör olduğunda ve genç bir kızımız hayatını kaybettiğinde biz buna 'Hrıstiyan terörü, Avrupa terörü, Norveç terörü' demedik. Nasıl neonaziler 9 vatandaşımızı ırkçı bir saikle katlettiğinde buna 'Katolik terörü, Alman terörü' demedik. Dünyada böyle bir insanlık suçu işleyen ve en fazlada İslam'a zarar veren böyle  bir terör eyleminin 'İslam terörü' diye adlandırılmasına hiçbir yerde müsaade etmeyeceğiz."

"Her türlü teröre, zulme karşı çıkmaya devam edeceğiz" 

Teröre, zorbalığa, tiranlığa, diktatörlüğe dünyanın neresinde olursa olsun karşı çıktıklarını ve karşı çıkmaya devam edeceklerini vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Oradaki mevcudiyetimiz, o liderler arasında en kalabalık nüfusla katılan Müslüman ülkenin Başbakanı olarak mevcudiyetimiz küresel olarak verdiğimiz bu mesajla ilgilidir. Kim olursa olsun, nerede yapılmış olursa olsun, kimi hedef alırsa alsın her türlü teröre her türlü barbarlığa, zorbalığa, zulme karşı çıkmaya devam edeceğiz. Aynı şekilde devlet terörü uygulayan kişilere ve devletlere karşı da sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Gazze'de İsrail'in yaptığı zulme 'devlet terörü' demeye devam edeceğiz. Hama'da, Humus'ta, Halep'te scud füzeleriyle, kimyasal silahlarla halkını katleden Beşşar Esed'in yaptığına 'devlet terörü' demeye devam edeceğiz. Katılan o liderler ve ülkeler arasında böylesine ilkesel tutum takınan tek ülke Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir.

"İnsanlık neredeyse biz orada olacağız"

Bazıları eğer terör İsrail tarafından devlet terörü şeklinde yapılıyorsa sessiz kalıyorlar, bazıları Suriye'deki rejime destek veriyor ve onların yaptığı devlet terörüne 300 bin kardeşimizin katledilmesine sessiz kalıyor, sükut ediyor. Bazıları DEAŞ'ın ya da diğerlerinin terörüne sükut ediyor. Bütün bu zalimlikler, barbarlıklar karşısında susmayan tek ülke Türkiye Cumhuriyeti Devleti oldu, susmayan tek hareket AK Parti hareketi oldu. 

Dün yabancı basınla yaptığımız bir mülakatta da söylediğim gibi dünyaya barış ne zaman gelir? Şöyle bir günde gelir, nasıl Fransa'daki bu terör  karşısında bu dünya liderleri omuz omuza yürüdüler. Bir gün Gazzeli çocuklar için Kudüs  Mescid-i Aksa'da şehit edilenler için dünya liderleri biraraya gelip, dünyanın herhangi bir yerinde omuz omuza yürürlerse işte o zaman dünyaya barış gelir. Eğer bir gün Pakistan'da terörde öldürülen çocuk yaştakiler için İslamabad'da bu liderler biraraya gelirse işte o gün dünyaya barış gelir. Eğer Somali'de o açlık  karşısında bu dünya liderleri bizim yaptığımız gibi bir sabah bir uçakla Mogadişu'ya inerse işte o zaman dünyaya barış gelir. Eğer Suriye'deki zulme karşı DEAŞ'a olduğu gibi rejimi de eleştirmek üzere P5, diğer ülkeleri bırakın BM'nin 5 daimi üyesi yan yana gelme erdemi gösterirlerse işte o zaman dünyaya barış gelir. Ama eğer katledilen Müslümansa, katledilen Afrikalıysa, katledilen doğuluysa ve sessiz kalınıyorsa işte o zaman tek taraflı, tek boyutlu bir mücadele söz konusu olur. Biz her yerde adaletin, vicdanın sesi olmaya, Avrupa'da da Asya'da da, Afrika'da da, Paris'te de, İstanbul'da da, Şam'da da, Saraybosna'da da tek yürekle konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü bizim yüreğimiz insanlık vicdanının yüreğidir. Çünkü bizim yüreğimiz bütün insanlığı alacak kadar engin ve bütün çocukları kucaklayacak kadar müşfiktir.

Bir gün, o gün gelecek ve inşallah bugün ağırladığımız Sayın Mahmud Abbas ile orada da (Paris) kucaklaştım. Bir gün özgür bir Filistin'in başkentinde bu dünya liderleri yürüdüğünde işte dünyaya barış o zaman gelecek. Başkenti Kudüs olan özgür Filistin kurulduğunda ve o başkent Kudüs'te Mescid-i Aksa'ya doğru bu liderler yürüdüğünde işte dünyaya barış o zaman gelecek. Bazıları bugün sabah Sayın Bahçeli'nin yaptığı gibi bizim İsrail Başbakanı ile niye orada bulunduğumuzu sorguluyorlar. Biz meydanı onlara bırakmayız. İnsanlık neredeyse biz orada olacağız. Bizim orada olmamız ne kadar doğalsa ne kadar samimiyse İsrail Başbakanı'nın orada olması o kadar anormal o kadar gayrisamimidir. Bunu da dünyanın yüzüne haykırdık, haykırmaya devam edeceğiz."

Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu Toplantısı

Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu Toplantısına değinen Davutoğlu,  7 saat süren, ilgili tüm bakanlık ve kurum temsilcilerinin katıldığı toplantının son derece önemli olduğunu ifade etti. Türkiye'nin ekonomik kalkınmasını sürdürebilmesi için, en kritik alan olan bilim ve teknoloji alanında yenilikler yapılması gerektiğine işaret eden Davutoğlu, Ar-Ge gelişmeden, eğitim kadrosu niteliksel ve niceliksel bir dönüşüm yaşamadan, Türkiye'nin 2023 hedeflerine ulaşmasının mümkün olmadığını kaydetti. 

Bunun da ancak bilim ve teknolojide yeni bir paradigma değişikliği ile söz konusu olabileceğini ifade eden Davutoğlu, "Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'ndaki toplantıda, önümüzdeki dönemde bilimsel alanda yapılacak çalışmalar, özellikle doktora derecesinde niteliksel ve niceliksel anlamda dönüşüm gerçekleştirilmesi konusunda son derece önemli kararlar aldık. Önümüzdeki dönemin bilim ve teknoloji politikasının ana çerçevelerini belirledik" dedi.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Burada çarpıcı bir istatistiği paylaşmak istiyorum. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, ilgili bütün bakanlıkların, yaklaşık kabinenin yarısı, YÖK, Genelkurmay Başkanlığı, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, üniversitelerimiz; hepsinin bir masa etrafından buluştuğu bu kurul, aslında 1983 yılında kuruldu. 1983 yılından 2002 yılına kadar bu kurul sadece 9 kere toplandı. 19 yılda 9 kere toplandı. 

AK Parti iktidarları döneminde, Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde, bizzat başkanlık yaptığı 19 toplantı gerçekleştirdi, 12 yılda. Bu, aslında bir zihniyet farkını açıkça ortaya koyuyor. 

12 Eylül dönemi, 28 Şubat dönemi insanların kıyafetleri ile inançları ile uğraşırken, bilim ve teknoloji gözardı edilmişti. Bu Yüksek Kurul, 19 yılda sadece 9 kere toplanabildi. Ama bizim dönemimizde 12 yılda 19 kere toplandı. Aldığımız kararla, bundan sonra 6 ayda bir toplanacak ve her ay alınan kararlarla ilgili raporlandırma yapılıp bizzat bana arz edilecek. İşte aradaki zihniyet farkı bu. 

Çünkü 80'li, 90'lı yıllarda, yani eski Türkiye'de bilim, sadece ideoloji için kullanılıyordu. İnsanlara baskı yapmak için, insanların inançları üzerinde, üniversitelerde ikna odaları kurmak için kullanılıyordu. Gerçek bir bilimsel paradigma değişimi için bilim ve teknoloji ele alınmıyordu. Biz bütün bu tabuları yıktık.

Bu tabulardan biri de YÖK ile başörtülü insanlar arasındaki gerilimdi. Geçtiğimiz hafta içinde çok değerli bir bilim insanımızı, Sayın Zeliha Koçak Tufan'ı, başörtülü, gerçek bir bilim insanını, YÖK üyeliğine, Bakanlar Kurulu kontenjanından atadık. Sayın Cumhurbaşkanımızın onayı ile Bakanlar Kurulu kontenjanından yapılan bu atama yeni Türkiye'nin ayrı, sembolik bir anlamını da ortaya koydu. Biz insanların kıyafetleri ile inançları ile değil, beyinlerindeki bilim anlayışı ile üniversitelerimizi ihya ve inşa etme düşüncesindeyiz. Zeliha Hanım, dünyanın çok değişik, saygın üniversitelerinde yaptığı bilimsel çalışmalarla, YÖK üyeliğine atanma konusunda gerçek bir ehliyet sahibidir. Çalışmalarında başarılar diliyorum. Bundan sonra yüce Meclisimizde olduğu gibi, YÖK Kurulu'nda da üniversitelerde de başı örtülü-başı açık, bütün kadınlar eşit haklara sahip olarak yan yana yeni Türkiye için çalışacaklar."

Milli savaş uçağı projesi

Geçen hafta yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısının da stratejik bir toplantı olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "Hem savunma sanayinde bilimsel gelişmelerin Türk milli sanayine katkıda bulunması açısından hem de Türkiye'nin bekası açısından en kritik kurallardan birisi Savunma Sanayi İcra Komitesi" dedi. 

Söz konusu toplantıda da önemli kararlar alındığını kaydeden Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Genelkurmay Başkanımız ile Milli Savunma Bakanımız ile ilgili Savunma Sanayi Müsteşarlığı yetkilileri ve Türk Silahlı Kuvvetleri yetkilileri ile Türkiye'nin savunma sanayinde yeni bir anlayışla, yeni Türkiye'nin kendi savunma sanayini inşa edici anlayışıyla çok önemli kararlar aldık.

Milli muharip uçak. Yani milli savaş uçağı ile ilgili olarak, bir proje şeklinde daha önce alınan karar çerçevesinde, ön tasarım aşamasına, yani en kritik aşamaya geçilme kararı aldık. Yani şu andan itibaren, Türk markalı milli savaş uçağı projemizin tasarım aşamasına geçilmiş bulunuyoruz. İnşallah 2023 yılında, ilk prototip üretimini gerçekleştirmeye kararlıyız. 

Uydu fırlatma sistemi ki uzay teknolojisi açısından son derece önemli ve stratejik bir adımdı, bu projenin de süratlendirilmesi konusunda prensip kararına vardık. 

Milli piyade tüfeği MPT'de de ilk aşamada 30 bin üretim olmak üzere seri üretime geçiyoruz. 

Türkiye'nin de ortağı olduğu F-35, en gelişmiş savaş uçaklarından, önümüzdeki yıllarda toplamda 100 tedarik edeceğiz, 4 savaş uçağı daha sipariş etme kararı aldık. 

Savunma Sanayi Komitesi'nde aldığımız kararın esası şudur: Artık savunma sanayi millidir, milli olacaktır ve milli bekamızın altyapısını oluşturacaktır. Milliyetçilik, vatanseverlik, Ankara'da kapalı toplantı odalarında nutuk atarak yapılmaz. Gerçek vatanperverlik, gerçek bağımsızcılık, gerçek cumhuriyetçilik ancak ve ancak Türkiye'nin kendi milli savunma sanayisini kurmasıyla mümkün olur. 

Sayın Bahçeli'ye buradan sesleniyorum. Bugün grup konuşmasında, yine birtakım iddialarda bulundu. Kendi Başbakan Yardımcılığı döneminde, Türkiye bırakın kendi tankını, kendi uçağını yapmayı hayal etmeyi, başka ülkelerin envanterinden çıkan silahları almak için hibe peşindeydi. Tank modernizasyonu için İsrail'e muhtaçtı. Şimdi hiçbir namerdin önünde boyun eğmeyecek ve kendi milli savunma sanayini kurmuş bir Türkiye var. İşte yeni Türkiye bu."

Rua'nın hikayesi ve Suriye politikası

Türkiye'nin vicdanını yansıtan AFAD'ın kuruluşun 5. yıldönümü dolayısıyla katıldığı toplantıdan bahseden Davutoğlu, "Her zaman söyledik. Devlet olmak iki şey gerektirir. Şefkat ve kudret... Şefkati olmayan devletler tiranlaşırlar, kudreti olmayan devletler acizleşirler. Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu'nda aldığımız kararlar, Savunma Sanayi İcra Komitesi'nde aldığımız kararlar, kudretli bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti için alınan kararlardı. AFAD ise vicdanlı ve şefkatli bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dünyaya yansıyan güler yüzüdür" dedi.

Davutoğlu, şunları söyledi:

"AFAD bizim vicdanımızı temsil ediyor, bizim merhametimizi temsil ediyor. Mazlumlara dönük olarak uzattığımız eli temsil ediyor. Ahi Evran'ın, Hacı Bektaş-ı Veli'nin felsefesini temsil ediyor. 'Aşını, kapını, sofranı, elini açık tut' diyen Ahi Evran'ın; 'Bir olun, iri olun, diri olun' diyen Hacı Bektaş-ı Veli'nin... İşte kudret bir olmakladır, iri olmakladır, diri olmakladır. Merhamet ve şefkat, elini, evini, kapını, sofranı açık tutmakladır. Biz tarihten aldığımız bu felsefeyi çağdaş dünyaya, küresel dünyaya bir vicdan dersi olarak okutuyoruz. 

AFAD toplantısında, hepimizin göz yaşlarına boğulmasına sebep olan Rua kardeşimizin hikayesinden size bahsedeyim. Hani gelip, tam ben onun yanağından öpecekken, benim alnımdan öpen ki bu Arap kültüründe bir saygı ve hürmet, minnet ifadesidir, o küçük yavrucuk Rua, 2005 yılında Hama'da doğdu. Annesini, Hama'da bir hava saldırısında gözünün önünde kaybetti. Babaannesi ile yaşlı bir hanım, üç kardeşiyle Türkiye'ye sığındı. Şimdi mülteci kampında, özgür ve güvenli bir şekilde yaşıyor. Babası ise Suriye'de geride kaldı, mücadelesini sürdürmek için. 

Şimdi Rua'nın bu hikayesini bilen birisi için, Türkiye'nin Suriye politikasını, insani olarak bakan birisinin eleştirebilmesi mümkün mü? Biz yetimlere sahip çıktık, biz öksüzlüre sahip çıktık, biz mazlumlara sahip çıktık ve sahip çıkmaya devam edeceğiz. Biz kendisi de yetim olan ulu bir Peygamber'in yolcularıyız. Onun izindeyiz. Onun yetimler için söylediği her hadisi, gönlümüze, zihnimize nakşetmişiz. Allah şahit olsun ki yetimlere sahip çıktık, sahip çıkmaya devam edeceğiz. Allah şahit olsun ki bu millette bu vicdan, bu devlette bu kudret varken, herhangi bir yetim kapımıza geldiğinde onu kendi evladımızdan ayırmayacağız. Allah şahit olsun ki nasıl kendi evladımızın başını okşamışsak, Rua'nın ve diğer yetimlerin de başını okşamaya, bağrımıza basmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki tarihte bu millet, o yetimlere sahip çıkmakla anılacak. Çünkü biliyoruz ki ahirette ulu Peygamber'in yanında bu yetimlere sahip çıktığımız için yer bulacağız. İki cihan saadetini isteyenler, yetimlere sahip çıkmalıdırlar. 

Bırakınız böyle bir hissiyatı kaybetmiş olan Kılıçdaroğlu, 'Bu mültecilere niye kapılarımızı açtık?' diye sorsun.

Ama ben geçtiğimiz günlerde kongre vesilesiyle Hatay'da, Gaziantep'te, Osmaniye'de, Kahramanmaraş'ta, Şanlıurfa'da, Adana'da, Malatya'da bulunduğumda, oradaki kardeşlerimizin, oradaki vicdan yüklü aziz vatandaşlarımızın, hiçbir etnik ve mezhep ayrımı gözetmeden, bu yetimlere nasıl sahip çıktığını gördüğümde, Allah'a hamdettim. Ve hamdettim ki biz böyle bir milleti temsil ediyoruz. Bu yetimlere sahip çıkan bütün vatandaşlarımıza bir kez daha bu yüce Meclis adına teşekkürlerimi, takdirlerimi, minnetlerimi sunuyorum."

Davutoğlu, Suruç'ta, Kobani'den gelen mültecileri ziyaretini anımsatarak, "Kobani'yi, Türkiye'yi eleştirmek için bir fırsat gibi görenlere sesleniyorum: Yeni doğan bebeklere en fazla verilen isimlerden biri AFAD ismi oldu. Çünkü Türkiye'ye geldiklerinde AFAD yazısını gördüler ve bizim gördüğümüz üç bebek AFAD adını aldı. Anlamını bilmeden. Türkiye Cumhuriyeti'nde AFAD yazısını gördüler, orada güvenlik buldular, esenlik buldular, minnet duyguları için AFAD adını verdiler" diye konuştu.

"Avrupa biziz, biz Avrupayız"

Önceki gün Paris'te bulunmalarının Avrupalı kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Davautoğlu, "Biz Avrupa'nın parçasıyız, Avrupa biziz, biz Avrupayız" dedi. 

Saldırılar sonrasında Paris'te düzenlenen yürüyüşe katılmalarının ikinci mesajının Avrupa kıtasına verdiklerini anlatan Davutoğlu, Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyanın çok boyutlu olduğunu belirterek, aynı zamanda tarihi, stratejik ve kültürel kimliğinin de çok boyutlu olduğunu kaydetti.

" Biz Asyalı olduğumuz kadar Avrupalıyız, evladı Fatihan olarak Balkanlı olduğumuz kadar evladı Resul olarak Ortadoğuluyuz, Hoca Ahmed Yesevi'nin çocukları olarak Orta Asyalıyız, Kafkaslıyız" diyen Davutoğlu, bu kimliklerin birbirinden ayrılamaz bir bütün olduğunu vurguladı.

Davutoğlu, "Kim ki bizim Avrupalı kimliğimizi ihmal edip Asyalı kimliğimize atıfta bulunur, kim ki bizim Asyalı kimliğimizi Hoca Ahmed Yesevi'yi ihmal edip evladı fatihanı ihmal etme pahasına Avrupalı kimliğimizi öne çıkarır o da aynı ölçüde tarih cahilidir. Biz Asyalı olduğumuz kadar Avrupalıyız, Afrikalıyız, Balkanlıyız, Orta Asyalıyız, Kafkaslıyız, Ortadoğuluyuz, Akdenizliyiz, Karadenizliyiz, Hazarlıyız. Onun için Paris'te bulunduğumuzda Avrupalı olarak konuşuruz, Berlin'de, Brüksel'de Avrupalı olarak konuşuruz, Semerkand ve Buhara'da Hoca Ahmed Yesevi'nin torunları olarak konuşuruz. Şam, Bağdat, Mekke'de evladı Resul olarak konuşuruz. Saraybosna'da, Üsküp'te evladı Fatihan olarak konuşuruz. Bunların hiçbirisi birbirleriyle çelişkili değildir. Biz onun için büyük bir mirasın sahipleriyiz" dedi. 

Paris'te bulunmak suretiyle Avrupa'ya mesajlarının "Biz Avrupalıyız, Avrupalı olmaya devam edeceğiz, Avrupa'nın meselesi bizim meselemizdir" mesajını verdiklerini kaydeden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yine biz orada bulunmakla şunu haykırdık; İslam Avrupa'ya dışarıdan gelmiş bir din değildir, Avrupa'nın asli dinidir. Avrupa'nın topraklarında Endülüs ve Osmanlı'da çok kültürlülüğü insanlık tarihine altın harflerle yazmış bir dinin temsilcilerimiz. Bu anlamda İslam, Avrupa'nın asli unsurudur. Gerek Fransa Cumhurbaşkan Hollande'a, gerek Almanya Başbakanı Merkel'e teşekkür ediyorum. Hollande, İslam'ın Fransız kimliğiyle bütünleşik olduğunu ve terörün İslam ile özdeşleştirilemeyeceği vurgusunda bulundu. Sayın Merkel de dün benimle yaptığı basın toplantısında, 'İslam Almanya'ya ait bir dindir ve ben de herkesin Başbakanıyım' dedi. İşte görmek, duymak istediğimiz söz budur. Birileri çıkar Pegida gibi Dresden'de Avrupa'yı İslamlaştırmadan koruyacak vatanperverler birliği gibi -ki islamlaşmanın ötesinde bir de Batı'yı Haçlı döneminde kullanılan bazı ifadeleri neredeyse çağrıştıracak şekilde herakete geçen Pegida ve Dresteden'deki cahiller bilmelidirler ki Avrupa tarihi, Osmanlı arşivleri olmadan yazılamaz. Avrupa tarihi Endülüs tarihi anlaşılmadan, Endülüs'ün, Kurtuba'nın aydınlık yüzleri bilinmeden okunamaz, anlaşılamaz. İbni Rüşd'ün aydınlatıcı yüzü olmasaydı Avrupa'da rönesans doğmazdı. Avrupa'da düşünce hareketleri içinde Averroist diye anılan çoğu Müslümanın da aslını bilmediği için anlayamadığı tarihin esası şudur; İbni Rüşdçüler, yani ibni Rüşd'ün talebeleri, İbni Rüşd'ün ekolünü takip eden batılı düşünürler Avrupa'da rönesansın, reformun önünü açmışlardır. İbni Sina, Avrupa'ya ışık saçmıştır. İşte Avrupa'nın kültürünün, düşüncesinin, felsefesinin uyanmasında İslam'ın doğrudan katkısı vardır. İslam, Avrupa'nın asli unsurudur."

"Gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz" 

Davutoğlu, Avrupa'da 45 milyon Müslüman yaşadığını, bunun AB'ye üye ülkelerin en azından 15'inden daha fazla nüfus anlamına geldiğini belirterek, "İşte onun için bizim oradaki mevcudiyetimiz en güçlü şekilde bunu haykırmak için vardı. Biz Avrupa'nın parçasıyız, Avrupa biziz, biz Avrupayız. Hiçbir şekilde Avrupa'dan dışlanılmasına izin vermeyeceğiz. Avrupa'da Müslümanlara yönelik ırkçı yaklaşımlara hiçbir zaman izin vermeyeceğiz. Her türlü yabancı düşmanlığına karşı, aynı teröre karşı sesimizi yükselttiğimiz gibi sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Ama yabancı düşmanlığına ve Avrupa kıtasında Müslümanlara yönelik yanlış uygulamalara karşı çıkabilmek için Paris'te teröre karşı da aynı resim içinde yer almak bir zaruretti. Evvelsi gün Paris'te oluşumuz, Avrupalı kimliğimizin ayrılmaz bir parçasıdır" dedi.

Her yerde, Perşembe günü ziyaret edeceği Brüksel'de, daha sonra gideceği Londra'da ve İsviçre Davos'ta da bu gerçekleri haykırmaya devam edeceklerini belirten Davutoğlu,  "Avrupa için en büyük tehlike yabancı düşmanlığıdır, ırkçılıktır ve buna karşı görüşlerimizi ifade etmeye, Avrupalı dostlarımızı, liderleri uyarmaya devam edeceğiz" diye konuştu. 

Davutoğlu, üçüncü mesajlarının Avrupa'da yaşayan vatandaşlara ve 45 milyon Müslümana olduğunu belirterek, "Bu mesaj çok açık ve netti: sahipsiz değilsiniz, garip değilsiniz, yalnız değilsiniz. Arkanızda hakkınızı, hukukunuzu koruyacak şefkatli ve kudretli Türkiye Cumhuriyeti devleti var" dedi.  

Seyircilerin sloganlarına karşılık Davutoğlu, "kaleme selam olsun" karşılığını verdi. 

Fransa İslam Konseyi liderleri ile törenden sonra büyükelçilikte buluştuğunu hatırlatan Davutoğlu, Fransa Hükümeti'nin de resmi olarak tanıdığı en yüksek düzeyde Müslümanları temsil ettiğini kaydetti. Kuzey Afrika'dan bir yetkilinin kendisine "sizin geleceğinizi duyana kadar merasime katılma konusuna mütereddittim. Siz gelmeye karar verince 'o resimde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı varsa, biz de olmalıyız' dedik ve Paris'e öyle geldik. Çünkü sizin olduğunuz yerde bizim hukukumuzun, kimliğimizin korunmakta olduğunu, teminat altında olduğunu hep bildik, hep gördük. Türkiye'ye bizim üzerimizden selamlarımızı iletin" dediğini kaydetti. Davutoğlu'nun "Ben de onun selamlarını size iletiyorum" sözleri alkışlarla karşılandı. 

"En büyük zararı İslam'a vermişlerdir"

Berlin'de buluştuğu Türk vatandaşlarının, Paris'teki törene katılması nedeniyle teşekkürlerini ifade ettiklerini belirten Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Açık söyleyeyim; kendilerine söyledim, burada Yüce Meclis'te de söylüyorum. Bu saldırıyı yapanlar, kimlerin piyonlarıysa en büyük zararı İslam'a vermişlerdir. Bu saldırıyı yapanlar üzerinden İslam karşıtlığını körükleyenler ise tam Müslümanların olmadığı bir resim istediler Paris'te. Öyle bir resim olsun ki hiç bir Müslüman lider olmasın. Dolayısıyla kendi o çağ dışı ırkçı, ideolojilerine sahip olanlara şöyle seslenebilsinler; 'Bakın Müslümanlar örtülü olarak bu saldırıyı sahipleniyorlar. Dolayısıyla bütün Müslümanlar kollektif bir suçun parçasıdırlar.' İşte adını anmaya bile tenezzül etmediğim bir büyük batılı medya patronu, 'aralarındaki cihatçılara temizlemedikçe bütün Müslümanlar suçludur' gibi bir tweet attığında, aslında bu mantığı yansıtmıştı. Biz oraya gitmekle bu oyunu bozduk. Kolektif suç anlayışı, Nazi hareketinin çıkmasına sebep olan anlayıştır. Biz insanların tümünün, doğuştan itibaren masum olduğuna inanırız. Daha sonra kendi tercihleri ve iradeleri ile yaptıkları seçimle iyi veya kötü olabilirler. Ama doğduğu anda, kim hangi dine mensup ana babadan doğmuş olursa olsun masumdurlar. Bizim kültürümüzde, medeniyetimizde kolektif suç isnadı yoktur. Ama maalesef geçmişte öylesine ideolojiler türetilmiş ki kolektif suç ihdas edilmiştir. Maalesef 11 Eylül sonrasında dünyada öyle bir hava estirdiler ki tam da belki o saldırıları yapanların istediği şekilde adı Muhammed olan, Ahmet olan, Ali olan, Hasan olan, Hüseyin olan sanki potansiyel suçlu gibi muamele gördü uzun yıllarca."

Başbakan Davutoğlu, Paris saldırısının arkasında Hz. Peygamber'in adını taşıyan herkese suç isnadı peşinde olan karanlık bir zihniyet olduğunu söyledi. 

Paris'te bulunmakla, Türk vatandaşlarının ve 45 milyon Müslümanın böyle bir kolektif suçla itham altında tutulmasına izin vermediklerini ifade eden Davutoğlu, "Açık bir şekilde söyleyeyim; pazartesi sabahı eğer vatandaşlarımız ve Müslümanlar işyerlerine gittiklerinde bir Fransız'la karşılaştıklarında başlarının eğilmemesi için, evet bu insanlık dışı saldırıya karşı yapılan yürüyüşte 'Müslüman liderler de var' diyebilmek için, başlarını dik tutmaları için biz Paris'teydik, onlar için Paris'teydik. Orada da Berlin'de vatandaşlarımıza hitap ederken de söyledim, Fransa İslam Konseyi yetkililerine de söyledim; 'Gün başımızı dik tutma günüdür. Gün insanlık vicdanı adına sesimizi yükseltme günüdür." Başınızı önünüze eğmeyin. Taşıdığınız Ahmet ismiyle, Muhammed ismiyle gurur duyun. Çünkü bu katillerin öldürdüğü polislerden bir tanesinin adı da Ahmet Merabet idi. Ama onu görmeyenler sadece bu teröristlerin kimliğine bakarak bütün Müslümanları töhmet altında bıraktıklarında, Müslümanlar da bu resmi gösterecekler ve diyecekler ki; (Biz kendi liderlerimizi sizinle dayanışma içinde gördük. Şimdi sizin de bizimle dayanışma içinde olmanız lazım.)" diye konuştu.

"Avrupa'da yakılan camileri ziyaret edeceğiz" 

Berlin'de ağustos ayında yatsı namazından sonra kundaklanan, yakılan Mevlana Camisi'ni ziyaret ettiğini dile getiren Davutoğlu, "Evet, bundan sonra da ne zaman yurtdışına gidersek... Bakanlarımıza da söyleyeceğim, yakılan cami ister Kürt, ister Fars, ister Cezayir'li olsun, hangi cami olursa olsun, gidecekler ve dayanışma gösterecekler. Avrupa'daki hiç bir Müslüman kendini sahipsiz, garip hissetmesin" dedi.

Başbakan Davutoğlu, küresel mesaj olarak, teröre karşı insanlık vicdanı adına, Avrupa kıtasına mesaj olarak, Avrupa'lı kimliğiyle, Avrupa'daki Müslümanlara ve Türk vatandaşlarına mesaj olarak, onların temsilcisi, sözcüsü ve hamisi olarak Paris'te olduğunu söyleyerek, doğru yaptıklarını ve bundan sonra da vicdan, medeniyet ve irfan neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceklerine işaret etti.

Paris'teki merasimde, bir çok liderle ayaküstü veya otobüste kapsamlı, bazen sohbete dayalı görüşmeler yapma imkanı bulduğunu ifade eden Davutoğlu, gördüğü ortak tablo ve ortak duyarlılıktan memnun olduğunu kaydetti. Davutoğlu, Paris'ten geçtiği Almanya'da da son derece önemli görüşmeler yaptığını ve bu ülkeye uluslararası ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdiğini bildirdi.

"Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi hayata geçirilecek"

Başbakan Davutoğlu, dün Almanya Başbakanı Angela Merkel'le bir çok önemli konuda kararlar aldıklarını, bu kararların en önemlisinin, Türkiye'nin daha önce İtalya, İspanya, Rusya, Irak ve Yunanistan'la kurduğu gibi Almanya ile de Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi kurma kararı olduğunu söyledi. Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkinin hem köklü tarihi ilişkiler olduğunu, hem de aralarındaki ilişkinin devlet ilişkisi olmadığını, toplumun her katmanını ilgilendiren ilişkiler olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Avrupa'da ekonomik kalkınma karşısında istikrarı temsil eden bir ülke varsa o ülke Almanya'dır, çevre bölgelerde istikrarı ve ekonomik kalkınmayı temsil eden bir ülke varsa, o da Türkiye'dir" dedi. 

Almanya ve Türkiye arasında bundan sonra, bir yıl Dışişleri Bakanları başkanlığında, ikinci yıl da Başbakanlar başkanlığında Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi mekanizmasını hayata geçireceklerini belirten Davutoğlu, konseyin ilk toplantısını da 2016 yılının Ocak ayında İstanbul ya da Ankara'da iki Başbakanın eş başkanlığında gerçekleştireceğini kaydetti. 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin Almanya ile olan ekonomik ilişkilerinin ticaret hacmi bakımından birinci sırada olan ilişkiler olduğunu ifade ederek, "Geçen sene 38 milyar dolarlık ticaret hacmimiz vardı. Bu sene ilk 10 ayda 31 milyar doları tamamladık. Sayın Merkel'le yaptığımız görüşmede, en kısa zamanda bu rakamın 50 milyar dolara çıkması, Türkiye'de 8 milyar dolar olan Alman yatırımlarının artması konusunda da mutabık kaldık" diye konuştu.

"Almanya ile olan ilişkilerimize verdiğimiz önemi göstermesi bakımından..."

Türkiye'de Türk-Alman Üniversitesi'nin hayata geçirildiğini belirten Davutoğlu, benzer akademik yapılanmanın Avrupa'da, üniversite ve ortaöğretim düzeyinde gerçekleşmesi için çalışmaları sürdüreceklerini bildirdi. Ahmet Davutoğlu, Türkiye Almanya ilişkilerinin, Avrupa, Asya, Balkanlar ve komşu bölgelerdeki istikrar için son derece önemli ilişkiler olduğuna işaret ederek, "Dün yaptığım ziyaret, aynı zamanda Yunanistan ve Makedonya, yani Balkanlara yaptığım ziyaretler dışında, Başbakan sıfatıyla Avrupa'ya yaptığım ilk ziyaretti. Bu da Almanya ile olan ilişkilerimize verdiğimiz önemi göstermesi bakımından son derece anlamlı bir mesajdı" dedi. 

Başbakan Davutoğlu, bu ziyaretlere devam edeceklerini, Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker ve Avrupa Konseyi Başkanı Tusk'la görüşmek için perşembe günü Brüksel'e gideceğini ifade ederek, "Gündemimizde Türkiye-AB ilişkilerinin yanısıra, bölgesel sorunlar ve başta vize serbestiyeti olmak üzere, AB-Türkiye ilişkilerine yeni bir ivme katma konuları olacak' diye konuştu. Gelecek hafta pazartesi günü akşamı, İngiltere Başbakanı David Cameron'un Türkiye ziyaretine iade-i ziyarette bulunarak bu ülkeye gideceğini, orada Cameron ile görüşeceğini, finans kuruluşları ile toplantılar yapacağını belirten Davutoğlu, daha sonra Davos'taki çalışmalara G-20 Dönem Başkanı sıfatıyla katılacağını bildirdi. 

Türkiye'nin gerek Türkiye içinde gerek uluslararası alanda son derece yoğun bir gündemin parçası olduklarını belirten Davutoğlu, "Bütün bu anlattıklarım, bir hafta içinde yaptıklarımız, 'Türkiye yalnızlaşıyor' diyenlerin kulağına küpe olsun. Anlayabilirlerse ne ala, anlayamazlarsa onlar kendi yoluna, biz kendi yolumuza. Çünkü bizim yolumuz, hakikat yoludur, onur yoludur, gurur yoludur, milletin kendisinin yoludur. Allah bu yolda hepimize güç ve kuvvet versin" dedi.

"Türkiye'nin yurt dışındaki temsilci sayısı 228'e ulaştı"

Davutoğlu, geçen hafta büyükelçilerle biraraya geldiğini anımsatarak, büyükelçilerle bir kez daha yeni Türkiye'nin vizyonunu paylaştığını söyledi.

Türkiye'nin yurt dışındaki toplam temsilci sayısının büyükelçilikler, başkonsolosluklar ve konsolosluklar olarak 2002'de sadece 163 olduğunu, bugün ise bu rakamın 228'e ulaştığının altını çizen Davutoğlu, böylece dış temsilcilik sayısının yaklaşık yüzde 40, 50 civarında arttığına dikkati çekti.

Davutoğlu, sadece dış temsilcilik sayısının artmadığını, her bir başkonsolosluk ve büyükelçiliği Türkiye'ye yakışır şekilde ve en modern tarzda yeniden tanzim ettiklerini ve yeni binalar aldıklarını belirtti.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Al bayrağın dalgalandığı her binanın iftihar edilecek bir bina olması gerektiğini düşünerek bunları yaptık ve 228 dış temsilcilikle şu anda dünyada en fazla temsil edilen 6. büyük ülkeyiz. P5 dışında dünyanın her yerinde bayrak dalgalandıran 6. büyük ülke olarak dünyanın ilk 10'una girme açısından 2023 hedeflerini çok önceden gerçekleştirmiş olduk. Orada büyükelçilerimize verdiğim talimat açıktı, yurt dışında görev yaparken arkanızda çok köklü bir millet ve çok güçlü bir devlet olduğunu unutmayın. Dışişleri Bakanı olduğum gün verdiğim talimatı tekrar söyledim. Bize artık mazaret ve zaman kaybı söz konusu değildir. 24 saat yetişmiyorsa 25. saati bulacaksınız. 6 gün yetişmiyorsa 7. günü bulacaksınız ama tek bir dakikayı dahi kaybetmenize izin vermeyiz ve nerede, hangi konuda olursa olsun mutlaka aktif ve uluslararası toplumun önünde olacaksınız. 'Kim ne diyecek' diye beklemeden Türkiye ne diyor dünyaya haykıracaksınız. Biz takip eden, başkalarının peşine takılan bir ülke değiliz. Öncü olan, kararlı olan, azimle yürüyen ve insanlığı arkasına takacak büyük bir geleneğin takipçisi olan bir ülkeyiz."

Davutoğlu, büyükelçilere ve Dışişleri Bakanlığı kadrolarına bu anlamda  yaptıkları çalışmalarda başarılar diledi.

"Ailenin ve Dinamik Nüfusun Korunması" 

Davutoğlu, yaklaşık 2 aydır uyuşturucuyla mücadele, bedelli askerlik, iç güvenlik reformu ve özgürlüklerin korunması, öğretmen atamaları, milli eğitimde yapılan reformlarla ilgili çok önemli açıklamalarda bulunduklarını hatırlattı.

Geçen hafta "Ailenin ve Dinamik Nüfusun Korunması" başlığı altında aile ve çalışan kadınlar için devrim mahiyetinde bir reforma imza attıklarını dile getiren Davutoğlu, büyük ülkelerin nüfusunu, insanını bir tehdit unsuru gibi değil, büyük bir kaynak olarak göreceklerini söyledi.

Bir ülkenin uzun dönemli gelişme trendini anlamak için önce nüfusuna ve insan gücüne bakılması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, "Petrol bitebilir, eldeki kaynaklar tükenebilir. Tükenmeyen tek bir kaynak var o da insan kaynağı. Her ülke insanını en iyi şekilde yetiştirdiği ve dinamik nüfusa sahip olduğu ölçüde dünya üzerinde sözsahibi olabilir" dedi.

Türkiye'nin 2013'de 65 yaşını geçmiş nüfusunun yüzde 7.7 olduğunu, bu rakamın 2023'de yüzde 10.3'e, 2050'de de yüzde 20.7'ye çıkacağını ve yaş ortalamasının gittikçe 30 yaşın üzerine doğru ilerlediğini belirten Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Burada yapılacak 2 yol vardı. Eski Türkiye'de olduğu gibi 'aman nüfusun artmasını durduralım, doğum kontrolünü teşvik edelim ve böylece az nüfusla mümkün olduğu kadar orta gelişmişlikte kalalım. Ama problem çıkmasın.' Bu eski Türkiye mantığıydı. Nüfus arttı mı problem çıkar. 'Hani okullar olmasaydı ne güzel idare ederdim milli eğitim' diye rivayete dönüşmüş olan ifadeyi 'nüfus az olmuş olsaydı Türkiye ne güzel idare edilirdi' diyen 80'li, 90'lı eski Türkiye'nin zihniyeti, böyle bir zihniyete dayanıyordu. Nüfus az olsun, problem az çıksın ve kişi başına düşen Gayri Safi Milli Hasıla bu şekilde yükselsin. Biz ise yeni Türkiye'de tam tersini söylüyoruz. Nüfusumuz artsın, genç nüfusumuz artsın, dinamik bir yapıya sahip olsun ve daha çok nüfusla daha büyük bir milli gelir üzerinden kişi başına düşen milli geliri artıralım."

Davutoğlu, bu anlamda hem çalışan kadınların haklarını gözeten, onları annelik vazifesiyle kariyer aşkı arasında tercih yapmak zorunda bırakmayan insani bir reform planladıklarını ve dünyaya örnek olacak bir reformu gerçekleştirdiklerini söyledi.

Aile Sosyal Destek Programı

Aile Sosyal Destek Programı ile 500 aileye bir sosyal hizmet görevlisi tayin ettiklerini, bu görevlinin GPS ile takip edecek şekilde sürekli bu 500 aileyle ilgileneceğini ve sosyal hizmete ihtiyacı olan her ailenin tespit edileceğini kaydeden Davutoğlu, istismar edilen sosyal hizmetlerin olması halinde bunun da denetleneceğini ifade etti.  Davutoğlu, bu çerçevede 7 bin yeni kadro ihdas edeceklerini anlatarak "Türkiye'nin bütün bir haritasını en kısa zamanda çıkarabilelim ve her bir vatandaşımıza ulaşabilelim" dedi.

Çalışan kadınlarla ilgili çok ciddi düzenlemeler yaptıklarını vurgulayan Davutoğlu, annelerin istemeleri halinde 16 haftalık annelik izni dışında ilk çocuk için 2 ay, 2. çocuk için 4 ay, 3. çocuk için 6 ay yarı zamanlı olarak çalışacaklarını ve aradaki farkın da özel sektöre yüklenmeyeceğini, devlet tarafından karşılanacağını anımsattı.

Bu paketi açıkladıklarında hükümetleri ne yaparsa eleştirmeye hazır bekleyen bazı çevrelerin "Peki bu kadın istihdamını azaltmaz mı, özel sektörün üzerine yük getirmez mi" diye sorduğunu belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Aslında bu programı okumadığını göstermiş oldu. Biz özel sektöre hiçbir yük getirmeden kadınlarımızın haklarını devlet kaynakları üzerinden karşılayacağız ve böylece kadınlarımız uzun bir süre 3 çocuk da 6 aya kadar olan bir süre yarı zamanlı çalışıp tam ücret alacaklar. Bu devrim mahiyetinde bir reform. Çünkü kadınlarımız bu şekilde 16 haftalık izin sonrasında 'acaba kariyerimi mi seçsem, annelik mi yapsam' diye bir tercihle karşı karşıya kalmayacaklar. Yine kadınlarımız bu izin süresince kademe ve sosyal güvenlik haklarında ilerlemelerini devam ettirecek bir şekilde tanzim edecek. Nasıl erkekler askerlik dönemlerini kademe ilerlemelerinde değerlendiriyorlarsa kadınlarımız da değerlendirecek. Çünkü annelik de aynen vatan görevi gibi kutsal bir görevdir. Yeni neslin anne şefkatine en çok ihtiyaç hissettiği bir dönemde onun anneden koparılmasına izin vermeyeceğiz."

"Aşkın ve muhabbetin ne zaman geleceği belli olmaz"

Yine devrim mahiyetinde bir adımla çeyiz hesabı ihdas edeceklerini anlatan Davutoğlu, ebeveynlerin çocuk evlilik çağına gelinceye kadar biriktirdikleri miktarın üzerine devletin yüzde 15 katkıda bulunacağını söyledi. Davutoğlu, "100 bin lira biriktirmişse 18 senede veya daha kısa bir sürede devlet ortalama yüzde 15 katkıda bulunarak ebeveyne ve genç evlilere teşvikte bulunacak. Çünkü aşkın ve muhabbetin ne zaman geleceği belli olmaz. Geldi mi insanı çarpar. O anda ebeveynlerin zor durumda kalmaması yaptığı tasarrufa yüzde 15 katkıda bulunacağız" şeklinde konuştu.

Daha önce doğum sonrasında babanın maaşına eklenen 192.5 liralık katkıyı değiştirdiklerini, annelere ilk çocuk için yarım altın takriben 300 lira, 2. çocuk için yarım ve çeyrek altın takriben 400 lira, 3. çocuk için de tam altın takriben 600 lira doğrudan takdim edileceğini belirten Davutoğlu, "Annelerimiz altın kıymetindedirler. Sembolik olarak verdiğimiz altın onlara gösterdiğimiz manevi değerin sadece küçük bir yansımasıdır. Bütün annelerimize, bütün çalışan kadınlarımıza hürmetlerimi sunuyorum" dedi.

Davutoğlu, dün Berlin'de, yurt dışındaki vatandaşların da çeyiz hesabı ve annelere olan doğum hediyesi hakkından istifa edeceklerini müjdelediğini söyledi.

Davutoğlu, Bakanlar Kurulu'nda ele alacakları kamu yönetiminde şeffaflık reformunu kamuoyuyla paylaşmayı düşündüklerini kaydetti.

Bütün bu yoğun tempo içinde haftasonu partisinin Karabük, Bursa, Yalova, Antalya ve Isparta kongrelerine gidememesinin kendisini üzüntüye sevkettiğini anlatan Davutoğlu, Karabük, Bursa ve Yalova kongrelerine hava ve sağlık şartları, Antalya ve Isparta kongrelerine de Paris ziyareti dolayısıyla katılamadığını bildirdi. 

Davutoğlu, bu illerdeki teşkilat mensuplarına selamlarını ileterek,  "Katılamamam dolayısıyla özürlerimi kabul etmelerini rica ediyorum. Ama bu programları hem arkadaşlardan dinledim hem bir kısmını videodan bizzat izledim. Gördüğüm coşku ve oradaki aşk ve heyecan beni daha da çok teşvik etti. Çok kısa sürede bu vesileyle sağlığıma kavuştum" diye konuştu.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ak Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 4445630 Faks : +90 332 3516680