• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 24 °C

NECİP FAZIL - Şahlanış Mitingi Hitabesi - 1968’ de Taksim Meydanında

NECİP FAZIL - Şahlanış Mitingi Hitabesi - 1968’ de Taksim Meydanında
Tertemiz ve mücellâ bir sütundan farksız Türk Milletinin maddi ve manevi yapısı üzerinde bu tahta kurularından mangalar, taburlar ve tümenler dolaşmaktadır.

Allah, Peygamber, ruh ahlâk, millet, aile, tarih, an’ane, fert hakkı… Dillerde aşınmış, fakat gerçekte ebedi taze bu temel kıymetleri insan oğlundan aldınız mı, beyni, kalbi, böbreği, ciğer, çıkarılmış bir mumya varlık çıkar meydana… Düşünce, duygu, nefes alma ve zehir süzme uzuvları sökülüp atılmış bir mumya varlık…

 

İşte tabii insandan daha canlı yaşadığı propaganda edilen ve hayvani bir adale takallüsiyle hareket eden bu mumya varlık ve onun kurduğu gübre topluluk, komünizmin hedef tuttuğu fert ve cemiyettir.

 

Yirminci asla mensup en büyük filozofun “çaresiz kalmış batı aydınının intiharı” diye damgaladığı, Allah, Peygamber, ruh ahlâk, millet, aile, tarih, an’ane, fert hakkı düşmanı bir dünyaya görüş ve aksiyon, nasıl olur da bu kıymetlere bağlı bir milletin, Türk Milletinin içinde kendine yer ve iş düşünebilir?

 

Tertemiz ve mücellâ bir mermer sütun üzerinde tahta kurularının yuvalanmayı düşünmesi kadar saçma! Saçma fakat vakıa! Tertemiz ve mücellâ bir sütundan farksız Türk Milletinin maddi ve manevi yapısı üzerinde bu tahta kurularından mangalar, taburlar ve tümenler dolaşmaktadır.

 

Dolaşmakta ve Türk ruhunu inkâr cereyanının asırlık seyri içinde, mermerden yapma medeniyet kılıfı diye geçirdikleri çürük ve dökük tahtalardan faydalanmakta…

 

Evet! Maymunlardan daha münasebetsiz ve murakabesiz şekilde bizi batı taklitçiliğine iten asırlık hareket, Batıda İkinci Dünya Harbinden sonra, Taksim meydanında, bir türlü takılamayan heykelinin bomboş kaidesini gördüğümüz “Milli Şef” devrinde patlak vermiş, ruhî, ahlâki, İdarî içitimaî her çöküntüye yol açmış ve böylece komünizme fideliklerin en verimlisini hazırlamıştır. Böyleyken komünizm emme-basma tulumba gibi bir taraftan da kendi basma tesiriyle içimize girerken, nasıl olmuş dabembeyaz mermer üzerinde sırıtıcı kıpkızıl tahtakurularının deri üstü manzarasından ileriye geçememiş ve zehirli iğnesini ana kan damarımıza ulaştıramamıştır?

 

Asıl sual budur ve bu sualin kafalara dank etmesi gereken cevabı da şudur:

Çatısı delik ve kapısı yıkık, muhafazasız, zabıtasız evinde Türk’ ü bekleyen ve içeriye gölge sızdırmayan göze görünmez bir kuvvet nöbettutmuştur ki, adı İslâmdır. Ve işte öldürülmesi, söndürülmesi, çökertilmesi için tepesine kezzap dökülen bu kuvvet, ondan tiksinenler de beraber, Türküm diyen her ferdi kurtarmıştır.

 

Eğer bu kuvvet olmasaydı, başta ortanın solıundakiler, Meriç kıyısındaki en hakir kum tanesinden Ağrı yamacındaki en fakir deve dikenine kadar bütün memleket kıpkızıldı.

 

Ey, tertemiz mücella, pırlanta gibi yontulmuş bir mermer sütuna benzettiğimiz ve sonra üstüne, garplılaşma hayali uğrunda çürük ve dökük tahtalardan bir kılıf geçirilmiş olduğunu bildirdiğimiz Türk ruh kökünün davacısı soylu gençlik! Ve ey, batan güneşlerle doğan katran balonları arasındaki farklı sezgi plânında olsun anlayan mukaddesatçı Türk halkı!

 

Artı anlamanın günü gelmiştir ki, komünizm, olanca küfrü, bâtılı, dalâleti içinde, son derece açıkgöz, istismarcı ve hilekâr, eksiksiz bir ideolocya, tezatsız bir sistemdir ve bu ideolacya ve sistemin karşısına çıkabilmek, ancak, ideolacyaların ideolacyası ve sistemlerin sistemi İslâmiyetle kabildir. Meşrutiyetten beri gelen lüpçü, “hürriyet, müsavat, adalet” sayıklamaları ve beleşçi 6 ok tekerlemeleriyle komünizmün karşısına çıkmak, yırtıcı kaplana 6 kibrit çöpüyle karşı durmaktan farksızdır.

 

Komünizm dese ki:

-Ben, şöyle veya böyle, bir dünya görüşüyüm ve ancak haysiyetli bir dünya görüşü karşısında muhasebe ve murakabe edilebilirim. Sizin, bana karşı olmakta hak ve salahiyetiniz nereden geliyor?

Bütün bu reçetelik ideolocya taslaklarının verebileceği hiçbir cevap yoktur.

 

Sakladığı bu suale kahredici, habletici, öldürücü, gebertici cevabı yalnız İslâmiyet verebilir.

 

O İslâmiyet ki, halk plânında, koruduğu ve ayalta tuttuğu rejimlerin iğneli fıçıdan beter baskısı altındadır ve buna ragmen tek başına korumakta devam ettiği evin bodrum katında ve prangalıdır.

 

“Milli Şef” in şevket ve şekavet devrinde Mecliste Komünizm konuşulurken o kaatili cereyanı önlemek için İslâmiyetten başka care olmadığını söyleyen bir milletvekiline zamane Başvekilinin “kızıl zehri, yeşil zehirle tedavi edemeyiz” dediği İslâmiyet…

 

Yine ayno devre ait başka bir Başvekilin gazetelere gönderdiği tamimde “Allah ve ahlâktan bahsetmek yasaktır!” fermanıyla tarihte Nemrudlar ve Firavunların bile düşmediği bir alçalmayla nefretini ustuğu İslâmiyet…

 

Yine aynı devirde, son Başvekilin hediyesi bir kanun maddesiyle (madde 163) can ve gönülden “Allah” demenin bile şu veya bu mânaya çekilmesine mevzu kılınan ve hâla bu vaziyette devam ettirilen İslâmiyet…

 

Nihayet dune kadar “ibadetinize karışan mı var?” saçmasıyla (Agora) dan kovulan, esir kampı haline getirdikleri camilere hapsedilen, fakat artık bugün kanun dairesinde cemiyet meydanını, (Agora) yı basmaya başlayan ve daima kanun dairesinde daha ne baskınlar verecek olan İslâmiyet…

 

Neticede olanca saffet, asliyet ve hakikatle üstün anlayış çerçevesinde insanoğluna bütün dertlerinden kurtuluşu ve yaşanmaya değer hayatı taahhüt edici İslâmiyet…

 

Ey toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyar, biri etten öbürü kemikten şehadet parmağının temsilcisi mübarek gençlik ve muazzez halk!

 

Bu zamana kadar yalnız laf ettiler. (Napolyon) un veba illeti diye andığı boş lafa artık paydos! Laf vardır ki lafdır, laf vardır ki iştir, iş vardır ki lafdır, iş vardır ki iştir! Bize artık iş kadrosunda laf; ve hamle çapında iş lazım!... Komünizm, lafını iş kadrosunda ve işini hamle çapında yürütüyor. İbret alalım!... İstismarın en sefili ve diyaelektiklerin en âdisiyle de olsa, çıktığı avlardan daima çantası dolu dönüyor. Asıl bizim hakkımız ve yakışığımız olan gerçek davranışı biz niçin göstermiyoruz? Sebebi, biraz evvel bahsettiğimiz Türk ruh kökünü çürütme rejimlerinin onlara verdiği fırsat ve canlılık ve millet aşıladığı nefret ve atalet yanında arayalım!...

 

Fakat iş değişmiştir. Çeyrek asır evvel zıpzıp büyüklüğünde harekete geçen ideallerin ideali, Anadolu steplerinde yuvarlana yuvarlana elektriği kesilmiş susuz ve ekmeksiz evlerde; ve duvarları “ah u zâr” süngeri kapkara zindanlarda gözyaşlarıyla mayalana mayalana 1968 Türkiye’ sine Uludağ büyüklüğünde çıkmıştır.

 

Bir numaralı düşmanı komünizm olan ve kuracağı manevi idam sehpalarına ormanların yetmeyeceği bu ideal, daima kanunları dayanak bilerek mutlak gayesine erişecektir.

 

Bugün, bir buçuk milyon nüsha satışının yüzde seksenbeşi baldır-bacak ve tam başı bolluk, yüzde onüçü menfi fikir, yani solculuk ve ancak yüzde ikisi Türk ruh kökenine bağlılık belirten ve bazı örnekleriyle işgal ordusu matbuatından beter olan basından, şube şube, üniversitelere ve toptekün güzel sanatlara kadar bütün fikir hareketlerini mânevi süngü hücumuyla zaptedeceğimiz günler hazırlanmaktadır.

 

Biricik vücut hikmeti ölümsüzlük ve Allah isteği olan insanı bu dünyada ve ötelerde “Bas ü bade’l mevtsiz – ölümden sonra dirilişi yok”  bir hiçliğe, Moskof tabiriyle (niçevo) ya mahkûm edici kuduz komünizma karşısında İslâmiyeti yegâne “serum” olarak takdim eder ve nezleden vebaya kadar bütün hastalıklarımızın ilacı aynı külli dâvaya bağladığımızı yerle gök arası haykırırız.

 

Sözlerimi Sakarya Türküsünün dört mısraıyla mühürleyeyim:

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!...

 

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ak Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 4445630 Faks : +90 332 3516680